boğazda iftar , teknede iftar yemeği


Ankara Da İftara Ne Kadar Kaldı?

  • 02

    SAAT

  • :
  • 07

    DAKIKA

  • :
  • 09

    SANIYE

%80.91
Ramazan ve oruç ile ilgili bilinmeyenler

Mübareğin ilk günü hep zor geçer. İlk güne gelmeyelim, hay hay… Daha sahurun mahmurluğu üzerimizdedir. Uykusuzluk bir yandan, açlığın verdiği hâlsizlik bir yandan, hele bir de tiryakiyseniz, aman!

Âşıklara eydin salâ 
Oruç ayı geldi yine 
Rahmet denizi cûş edip 
Âlemlere doldu yine 
Ümmi Sinan 

Mübareğin ilk günü hep zor geçer. İlk güne gelmeyelim, hay hay… Daha sahurun mahmurluğu üzerimizdedir. Uykusuzluk bir yandan, açlığın verdiği hâlsizlik bir yandan, hele bir de tiryakiyseniz, aman! 

“11 ayın sultanı" bu gün geleceğini bize haber verdi. Recep, Şaban, kandildi derken bir de baktık “Hoşgeldin ya şehr-i Ramazan".
 

Ramazan'ın gelişini selamlayan "Merhaba"

 

Tâ Horasan'dan… 

Eski dünyada sadece gezginler, tüccarlar, elçiler ve maceraperestler seyahat etmiyordu. Kelimeler de nasiplerini alıyordu yolculuklardan. Dağlar aşıyor, çöller, nehirler geçiyor ve yola çıktığı ilk halinden çok başka bir şekilde kıyıya vuruyordu kelimeler, tıpkı tuttuğumuz “oruç" gibi. 

Oruç, İslam öncesi İran'ın dili Pehlevîcedeki roçag kelimesinden geliyor, yani tâ Horasan'dan. Ama bu sadece Oğuz Türklerinin dilinde böyle. Mesela Karahanlıcada bunun yerine, yine aynı kökten, roze kelimesi kullanılıyor. Neden mi?


Roçag'tan Oruç'a

Buradan sonra yola Harvard Üniversitesi'nde yıllarca ders veren seçkin Türkolog Prof. Şinasi Tekin'le devam edeceğiz. Zira Tekin'in İştikakçının Köşesi adlı kitabında masaya yatırıp kesip biçtiği kelimelerden biri de oruç. 

Hezarfen filolog Tekin'e göre, roçag kelimesi milattan sonra 900 yıllarında Orta Farsçadan Yeni Farsçaya geçerken roze şekline girmiş, bu arada sondaki -g sesi de düşmüş, kelime ortasındaki ç sesi z olmuş: “Karahanlı Türkü, bu suretle ortaya çıkan kelimeyi sadece roze şeklinde bildiği için ve roçag>roze değişmesi de M. S. 900 yıllarında vuku bulduğu için, 'Bunların Müslüman İranlı ile temasları 900'den evvel olmamıştır.' diyebiliriz." 


Ramazan, ırmızan olursa

Peki ya oruç? Nasıl olmuş da roçag, oruca dönüşmüş? Yolculuğumuz devam ediyor… 

Roçag'ın sonundaki g, düştükten sonra bir roçe çıkmış ve bir “o" önsesi eklenmesiyle oroçe olmuş, “Tıpkı kırk yıllık Receb'in İrecep, Ramazan'ın Irmızan olması gibi" diyor Tekin. 

Oroçe, “siz" veya “lig" ekiyle sık kullanılınca ortaya oroçesiz, oroçelig şekilleri çıkmış. Vurgusuz orta hecedeki e ünlüsü düşünce oroçsuz, oroçlug olmuş kelime. Burada bir gramer kuralını hatırlatıyor yazar bize: “Oğuzcada iki hecede o sesi bulunamaz." Böylece “oruç" kelimesi çıkar ortaya.

Fırtına gibi esen 'oruç'

Bu yazıyı yazarken hafızamı yokladım: Tarihte “Oruç" isimli kimler var diye. İki isim geldi aklıma hemen. Bu isimlerin ortak özelliği birinin tarih yaparken, diğerinin tarih yazması. 

·İlki tarih yapan, Oruç Reis (ö.1518). Ünlü kaptan-ı derya Barbaros Hayreddin Paşa'nın ağabeyi olan “Baba Oruç", Venediklilere ve İspanyollara karşı büyük zaferler kazanmış, Endülüslü Müslümanların yardımına koşmuş, 1514'te İspanyollarla yapılan bir savaşta yaralanarak sol kolunu kaybetmişti. Kardeşleri İshak ve daha sonra Barbaros Hayreddin Paşa olacak Hızır Reislerle birlikte Cezayir'de hâkimiyet kurdu. 

·İkinci Oruç, Oruç Bey diye bilinen Osmanlı tarihçisi. Edirne'de doğan tarihçimiz, Adil isminde bir ipek tüccarının oğlu. Kâtip olan Oruç Bey Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devirlerinde yaşamış, Tevarih-i Âl-i Osman [Osmanoğullarının Tarihi] adlı bir eser kaleme almış. 

İşte böyle… Bir yanda tâ Maveraünnehir'den Anadolu'ya gelen 'oruç', bir yanda Venedik'ten Cezayir'e fırtına gibi esen Oruç Reis, diğer yanda 'tarih yazan' Oruç Bey… 

Tuttuğumuz ilk orucu Allah kabul etsin!


 

Ramazan'ın gelişiyle saraydan halka herkeste bir hareketlenme olur, çarşı pazara canlılık gelirdi. 19. yüzyılda Kapalıçarşı

 

Sarayda ramazanlar çok güzel olurdu. Bir hafta evvelden hazırlık başlardı. Temizlik yapılır, Kiler-i Hümayun'dan bütün dairelere büyük sürahiler içinde türlü türlü şuruplar ve birçok iftariyelikler gelirdi. Ramazanın ilk gecesi bütün dairelerin sofalarına altın yaldızlı kafesler kurulur, seccadeler yayılır, haremağaları ile beraber bir imam, iki güzel sesli müezzin gelirdi. İlâhiler okunarak namaz kılınırdı. 

Gece kapılar açılır, sahur tablaları girer, top atılıncaya kadar herkes ayakta kalırdı. İmsak topundan sonra yatılırdı. Öğle üzeri de her daireye bir hoca gelir, vaaz verirdi. Akşam topla beraber zemzem-i şeriflerle oruç bozulur, iftariye takımları hazırlanır, buzlu limonatalar, şuruplar içilirdi. Saraya mahsus, fulya çiçeğinden yapılmış fulya şurubu vardı ki çok güzeldi. 

Sarayın Harem dairesi ramazanda âdeta cami haline girer, herkes ibadetle vakit geçirirdi."